Ekmek-arası Döner ŞİİRSALATA
 
cengizerdem

 

Halkın bu olayda bir suçu yoktu. Adam Kendini apartmanın penceresinden aşağıya attı. Dadı kılığındaki bir adam da intiharla yangını karıştırıp itfaiyeyi aradı. Bu şehirde itfaiyenin görevi intihar, yangın ve deprem söndürmekti. Kadın ağlamaya başladı. Adam yere yapışmıştı. Kadın üzüntüsünden “yiğidim aslanım burda yatmakta” şarkısını söylemeye başladı. Polisin müdah alesi enter e sandı. HEPBERABER HABERLER iizledik. “kalk kardeşim buraya yapışmak yasak.”

Assınısi baş kurbanın adı. Cenazede çocukların işi olmammalıydı ama vardı. Doa edecekleridiler. Anası, ya da anaları orgazma erişkin oluş durumunda bulunma eylemine girişmemiş olduğu halda, ölü adamın üstündeki top rakların üstüne serdi kendini sanki çarşaf gibi. Küçükkardeş ablasının kıçını elleyedurdu ve dedi ki: “apla apla ha-dee biz da ana babanın yapdığında kinden yapalım apla.”

Yamur yaptığı and avar olduğu şeyi yaptı ve yağdı. Off cenazede yağmur mu ol ur? Assınısi şemsiyesini getirmeyi unutmadığı halde şemsiyesizdi. Şemsiyesinisevmekten kaçınan ve bu yüzden de sık sık sı rıl sık lam olan kir libir tipti. Kir libir tipler ki birli ol urlar. Bu memlekette şiir okumayıp da sanat, edebiyat türü şeyler üstüne ahkam kesenlerle tartıp biçmeyi bilmeyen tartışanlar da varolagelmekte baba.alın aha size şiyir.       

AKŞIN!

 internet sizi şair yapmayı hedefliyor. Internet size şairlik vaadediyor. Kayıtlarımız başlamıştır. Kaçırayım demeyin. Gelin siz de şair falan olun.Internet beleş şairlik okulu şeyinizde; hizmetinizde.

KES!

Uç ak kartallar gibi geçtikten sonra kadının ak’lı başına geldi. Başına geleni kinci şey yedi kereye değin sevme hakkı olduğu içindi ki sevinmekti. Yamur durdu güneş açtı cenaze bitti o uçak gitti beş barmak yer ine yermisin boris yeltsin yahni dağlarına çaktı.kleridis toptur...kel leyi elle; karı oluşunuzun tadına bakın, yetmiyorsa baktırın.  (reklamları seyrettiniz, isterseniz televizyonunuzu kapatınız, üstündeki en iri düğmeye basınız).İsterseniz.

“Bitirdi mi? E hani cenazedeydik, yağmur yağıyordu?”

 Yağıyordu da şimdi  yazının ondan sonrasında cenazeyle ilgili bir şey Yoksa, olmadıysa ben ne yapayım? okur onu okumayacaksa, okumak istemeyebiliyorsa ben ne yazayım? DEPREM ANLAMI: ANLAMSIZLIĞI ANLATMA ZORUNLULUĞU BENİ: YAZIYI OKUR BİTİRDİ. (Yazar diyaloğu bilerek ve isteyerek ters yazmıştır, lütfen şeyinizin ayarıyla oynamayınız.).

yavşak olma kardeş, yazmışsın bir yazı adam gibi yaz yazacaksen. Okura saygı biraz; okur okuyor bak.

- Aman boşver. Gel dönerciye gidelim, dönerlere bakalım.

Yazı bitmez ki; internet bitiremedikçe bitmez yazı. Internet de bitiremez zaten yazıyı, sadece şeklini değiştirir; algıyı değiştirir. Okur da kimmiş? Okura bağımlı olmadı ki hiç yazı. Okuru yazı yarattı; okuru yazı bozacak. İstersen artık hikayemize geri dönelim; kendimizi kandırmaya bir son verelim.

Kahraman bellediklerimiz salaksa biz ne yapalım? Başımızı hangi taşa vuralım?

Uzunca bir süredir yasta olan kadının küçük oğlu sapıklaştıkça sapıklaşmaktaydı. Ensest aşkın böylesi görülmemişti. Freud bunu görse intihara sıcak bakardı kanımca. Kadın mezarlığa her gittiğinde, yaşının ilerlemiş oluşuna karşın, kardeş ablasına cinsi münasebet tekliflerinde bulunurdu. Kadınsa mezarlık bekçisinin tecavüzlerine maruz kalır. Onların hayatları öylece akadursun biz modernizmin kölesi olmaya devam edelim. Kendimizi ne idüğü belirsiz şeffaflıklara hapsedelim. Zirvelerde nasıl daha iyi yenilebilirizin planları yapılıp, yapılıp imzalansın plan ve programlar, biz hikayemizin sonunu nasıl getireceğimizi düşünelim. Öznel yanılsamanın doruklarında gezinen zavallı aplacık kendine bir bilgisayar almaya karar verir. Küçükkardeş odasında otuzbir çeker. Şeker şeker üstüne yer.  Empoze edilen evrensel kültürün aslında batı kültürünün kötü bir kopyasının kopyası olduğunu anlamakta geciken anne uğradığı tecavüzün yüzüne yansıttığı tebessümle evine döner. Karşı karşıya bulunduğumuz durum şudur: Kız internette beleş fuhuş pazarı arıyor, oğlanın süperego enkaz altında(kurtarma çalışmaları dünyanın en uzak yerinde), ana durumdan şikayetçi değil. Mezarlık bekçisi ise mezar kazmakla meşgul. Ölü istiyor; daha çok ölü. Ölüye aç bir tip. Çocukluğundan beri mezarlık bekçisi olup dul kadınların ırzına geçmeyi hayal ederdi. Hem o zamanlar şimdiki gibi internet falan da yoktu. Öykülere mazarlık bekçisi kılığında sızmayı hayal ederdi hep; sanal alem nityetine…

“Çöpün yanında dururum, kuşlar gelir saçlarıma konar, korkulacak bir tip olmadığımı anlarım.” Bu şarkıyı çok seven mezarlık bekçisi maaşına zam istemeyi kafasına takar. Hayat zordur ama birisinin bu hayatı yaşaması gerekir. Yoksa yazacak bir şey olmaz.

Şimdi aslında mesele gayet basit; insan beyni derindir. Beyin kanasa bile acımaz. Beynin asıl fonksiyonunun ne olduğu henüz bilinmemektedir. Zaten kimse de bunu önemsememekte, “Beynin asıl fonksiyonu nedir?” sorusunu sormayı aklına bile getirmemektedir. Beyindekiler dille aktarılmaya çalışılmaktadır. Halbuki bu imkansızdır; dilin düşününüz, bir beyni… Dilin beyni olsa çok şey söyleyebilirdi, ama yoktur. Durum kısaca dilin beyni yönetmesi durumudur; daha doğrusu onun kafese tıkıcısı, gardiyanı. Örneğin politikacılar da bizi yönettiklerini sanırlar. Halbuki biz olmasak onlar hiçtir. Ve dil olmazsa biz hiç. Zaten hiçtir siyaset. Kasapla cerrah arasındaki, teknik konulardan doğan bir tartışmadan farksızdır iktidarla muhalefet ve anti-iktidarla anti-muhalefet arasındaki tartışım ve/fakat işte daha kanlı politikle a-politik arasındaki dostluk. Dilbazlıktır sistemi iktidar kılan. Bu kadar saçmalık yeter; politikanın iç dinamiklerini tartışmak benim işim değil. Meseleyi irdelemesi gerekenler masturbasyondan beyinlerinin turşusunu kurarlar. Küçük kardeşi hatırlarız. Assınısi trafik kazasında ölür. Hikayenin bundan sonrasında ona yer yoktur. Abla “internet beleş şairlik okulu”na kayıt olur. Şair olmak ve şiire yeni bir boyut katmak heveslisidir. Amacına çok geçmeden ulaşacaktır; ne de olsa kadın oluşunun tadını çıkarmakta ve avantajlardan avantaj beğenmektedir, elle dergisini okur. Yazdığı şiirlerden bir adedi  aşağıya alınmıştır; şöyledir:

 

Ölüm kanatlarını her çırptığında

Benim

Kanatlarım dökülür

Hernasılsa

Evrenin her çırpınışında

Benim

Bilincim kasılır

Yanar cayır cayır tanıksız

Bir otopsiye maruz

Kalır

Aşkım.Aşkın

Kara sulara doğrar boyuna

Kalbimin fışkırrttığı

Gülleri üffler

Ağzına

İnsan yaratısı bir esintinin

Kurban-kahramanları yerle

Bir olmuş

Şu gökyüzü ne ki?!

Etten dağlarda yosunlar

Biter

Her şey. Sonra

Sonrasız gibilikler

Bir de bakarım ki

Başlatır başka bir şey

Benim ölüm kanatlarını her çırptığında

Bir rüzgar

Körükler alevini otopsimin

bu söz;

Aşk sevginin şiddetinden değil ki,

Karşılaşmadan önceki yalnızlığın büyüklüğünden.

 

Görüldüğü gibi sanal alem aplamızın ufkunu gereğinden fazla genişletmiştir.

“Niye durup konuşuyorsun ki dönerciyle?”

Öyle deme, adam sana bir laf eder, ufkun genişler. Yaşıyor oğlum adam.”

Sarı yalan imparatorluğunda işler kötüdür. Bu, halkı ilgilendirmeyendir. Zere yedi kereye değin sevme hakkı mahfuzdur. Yolculuk sevgi korkudan özgürleşince mümkün olacaktır. Karşımızdakine vereceğimiz korkusuzca sevme hakkı teselli edici ve gereklidir. Bekleyişimizin bitimsizliği, değersizliği ve hissizliği doğurur. Bekleyişin yüklendiği bu anlamlar karmaşası olmayan anlamın var olduğunu sanarak gerçeği aramaya çalışmamızdandır. Zangır zangır titreyen benliklerimiz zar zor seyredalmışlardır olup biteni.

Halkın bununla alakası yoktur!

Küçükkardeş politikacı olur. Aradan yıllar geçtiği okura bu vesileyle bildirilmiştir. Leyla adlı bir kızla sorunlu bir evliliği vardır. Çarpık bir ilişkidir bu, çünkü Leyla Mecnun’un sevgilisidir. Mecnun Leyla’yı dağları delecek kadar sevmekte ve/fakat dağları delememektedir. Sevgisi gücünün yettiğinden fazladır. Demekk ki o değildir Leyla’yı sevmesi gereken kişi. Yazar da zaten  bu yüzden hikayesine sokmamıştır onu. Kaale alınacak bir tip değildir Mecnun yazara göre. Okurun düşünceleri işte bu noktada devreye girer. Olaylar yazarın kontrolünden çıkmış, okurun kontrolüne girmiştir. Bundan sonra okur ne isterse o olacaktır.

I9oıı90y8yeg9yt94ghrhtghhurhtgh tarihinde gazetemize gönderdiğiniz yazıyı okuduk. Neyazık ki yazdığınız bu yazının ipe sapa gelmez yanları mevcut. Üzüntüyle belirtmek isterim ki sizin gibi insanlar yazar odukça bu memleket adam olmaz. Siz sapık bir hainsiniz. Toplumun değerlerine ve okura saygınız yoktur. Allah sizin belanızı versin.

Saygılarımla,

Bir Dost.

 

Bir dostun yazmış olduğu bu tehditkar mektup çok geçmeden yazarı rencide eder. Okur bile çok kızmıştır buna ve yazısının kontrolünü yazara geri vermeye razı olur.  Okur ne bilsindir ki bu mektubu yazarın kendisi yazmıştır. Okur yazma eyleminin iç dinamiklerinden bihaber olduğundan mıdır nedir bilinmez, yazıya dıştan müdahale olduğu yanılsamasıyla yazara acır. Yazar çöpün yanındadır.

Reytinglerdeki travma kayışının kopması hava yastığının görevini yapmasını imkansız kılar. Serpintilerin yarattığı esintiler katkı payı niteliğine bürünür, ve sebep yokken resmiyeti geçerli kılar. Tecelli edilen durum değerlendirmesi ise kurumsuzlaşmayı ve kuramsızlaşmayı faize yatırır; onu gerekli ve imkansız kılar. Yapılası tek şey durum analizidir.

Elde edilen sonucun halka dağıtılması gerekmez.

Abla artık ünlü bir şairdir. Şiirini pek çok kişi okumuştur. Küçükkardeş kıskançlığından çatlar. Siyasi yaşamı böylece sona erer. Bu durum mezarlık bekçisini çok sevindirir. Leyla bir önceki öykü yaşamı boyunca hayatına giren tek erkek Mecnun olduğu için öleni Mecnun zanneder. Her gece mezarlığa gidip şarap içer; asıl amacı Adem’i kıskandırıp çatlatmak ve Havva’yı elde etmektir. Böylece erkekegemen düzen yıkılacak ve yerine kadınegemen düzen kurulacaktır. Leyla dünyanın kurtuluşunun bu emelinin gerçekleşmesine bağlı olduğunu sanmakta ve mezarlık bekçisinin şiddet içeren tecavüzlerine maruz kalmakta. Biliyorsunuz zavallı, iyi adam Adem Havva’nın ona sunduğu elmayı yiyecek diye güzelim cenneti bırakıp dünyamıza düşmüştü. Ee ne de olsa fazla cennet can sıkar!

Abla, “internet beleş şairlik okulunun vasıfsız işçisi” konumuna yükseldi. Annesi onun ile gurur duyar. Gurur yedi ölümcül günahtan biri olduğu için anne çarpılır ve mutasyona uğrar; artık utanç duymaktadır. Çarpık çarpık yatağından kalkar ve aynaya bakar. O artık bir erkektir. Gider mezarlık bekçisini Leyla ile sevişirken yakalar. İkisini de kesip yoğurda batırarak yer. Bunu duyan Havva frijit olur. Adem çaresiz olduğunu düşünmez. Gelir öykümüze damat olarak katılır. Yazar karakter kıtlığı çekmektedir.

-“Umutsuz bir aşkın öyküsü: Mustafa Kemal ve Miti Kovaçeva.Sanırım okunması gereken bir kitap.”

“Ama neden?”

-Sanırım durumu çok iyi analiz etmesi ve özetlemesi açısından.

Halka tavsiye olunur.

Yapılmaktan şiddetle kaçınılması gereken bir başka şey de yağmurda dışarı çıkmamak ve düşünmekten boşanıp şiddetle kavuşmaktır. Birbirini doğuranlar diyarının bahtiyar kralıdır şiddet ve karısı  şehvet bir kaltak. Sorunlu bir evliliğin sakat çocuklarıdır geride kalanlar.

 

Oğlumuz Adem ile kızımız Anne’nin düğün törenlerine tüm okurlarımız davetlidir.

Yer:Domotel

Saat:6

Telge-mail: cen.net@dom.com

 

Kötü bir ilkgece tecrübesinden sonra boşanırlar. Anne artık erkektir ya, heteroseksüel bir toplumda böyle bir evliliğe yer yoktur. Derken Beyin ameliyatlarındaki devrim insanların mutluluğu için uygulamaya konur. Pratikte umulduğunun çok ötesinde iyi sonuçlar veren bu beyin ameliyatları hikayenin akışını değiştirimkle kalmaz, ayrıca ablanın şiirlerini de olumsuz yönde etkiler. Örneğin Abla artık şu şekilde şiirler yazmaktadır:

 

Bir köprüde karşılaştık sanki,

iki inatçı keçi.

Çökecekmiş gibiydi

durdu

Nehir akmaz oldu

Dondu damarlarımızdaki çiçekler

Kurudu sonra

Bir iklim esti

Baktım

Süklüm püklüm bir seviş

Yazmak istiyorum,

Beynim bir garip,

Yazamıyorum;

Kanıyor.

 

Yetersizlik ve değersizlik hisleri genelde yersiz değildir. Bu başkaldırının sebebi farkındalık düzeyindeki kopmadır. Uçurum dipsiz olsa bile dipsizliğinin bir dibi varolasıdır. Özneye yöneltilen suçlamalarla halkın uzaktan yakından en ufak bir bağı yoktur.

“Beynimin köşede kalmış bir parçasını kesseler de yemek diye kedilere verseler…” diye garip garip düşünürken Anne, kızının gizlice beyin ameliyatına yattığından habersiz. Bu beyin ameliyatları insanları rahatlatıp sürekli bir şuursal zevk deryasında kelebek stil yüzmelerini sağlıyor. Genetikçilerle beyin cerrahları arasındaki savaşın bir neticesi olarak ortaya çıkar.

Beklentiler ve durum tespiti:

İnsanlar sizi davranışlarınıza bakarak değerlendirmez. Aklınızdan nelerin geçmediğini, neler hissetmediğinizi, davranışlarınıza bakmaksızın anlayamazlar. Davranışlarınızın, diğer insanları benzer davranışlara yönlendirmesi imkansızdır. Göle atılmayan bir çakıl taşı nasıl ki birbirine ulandıkça büyüyen dalgalar ve her dalganın bir öncekinden daha büyük olduğu dalgasal durumu yaratamazsa, işte öyle. İnsan göle atılmayan bir çakıltaşıdır.

Özet:Davranışlarınızı Yönetememek

Diğer insanlarla iyi ilişkiler kurmak istemiyoranız kendinizi denetim altına almamalısınız. Diğer insanlara nasıl davranacağınızı seçmek imkansız olduğundan, onlara bakış tarzınızı da siz belirleyemezsiniz. İnsanlara karşı davranışlarınızın, onların size karşı davranışlarıyla alakası yoktur. Bu ikisi birbirinden bağımsızdır. Zaten kişilik diye bir şey de yoktur.

Eğer…

*İnsanların ne kendilerini, ne de başkalarını değerlendirmekten aciz olduğunun farkındaysanız,

*Bakış tarzınız üzerinde kafa yormayıp, yapılabilecek hiç bir şey olmadığına karar verdiyseniz,

*“Ben kötüyüm – onlar daha da kötü” veya “onlar kötü – ben daha kötü olmalıyım” tavrını benimsemek için sürekli çaba gösteriyorsanız,

·        Davranışın bir anlam ifade etmediğinin farkındaysanız,

·        Diğer insanlarla çalışmamayı daha kolay ama daha verimli buluyorsanız,

…gelişme gösteriyorsunuz demektir.

 

İşte bütün bunların bilincinde olan Abla ameliyattan sonra banyoyu hazırlayıp, yatıştırıcı bir müzik koyup, banyonun çevresine mumlar yakıp, suya kokular döker. Sonra banyoya girip mum ışığında gevşer. Gevşek gevşek ve beyninin bir kısmı alınmış olarak şiir yazmak eylemini artık anlamsız bulmaktadır. Kendini yağan yağmurun sesine bırakır.

Anne kızının bu durumundan duyduğu memnuniyeti şu sözlerle dile getirir:--Hayal kurmak, kendinizi ifade edemediğiniz durumlarda baş vurulan bir kaçıştır. Düşler, sizi gündelik hayattan alır, gerçekleşmesini arzu ettiğiniz bir fantezi dünyasına götürmez. Düşlerinizi bastırmak ya da günün birinde bunları gerçekleştirecek olanak ve zamanı bulmayı umarak oturup beklemek yerine, bu düşlerin gerçekleşmesi yolunda çaba sarfetmek boşunadır. Gelin siz de aramıza katılın. Mutluluk duygusunu siz de tadın;

LOBOTOMİ;

…DÜŞLERİNİZİ GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRÜR.

 

Dönüştürür…mezarlık bekçisinin akibetinde bir sakatlık var sanki. Neyse geri dönmek imkansız olduğuna göre sakat kalacak. Aslında meselenin özü de bu; dönüşüm…

Mutlu günler Anne’yi ve Apla’yı bekliyordur.

Anne: “Salata hazır çocuklar!”

Çocuk:“Masal bitti mi baba?”

Baba:“Bitti yavrucuğum, masal bitti. Haydi şimdi gelin hep beraber annenizin hazırladığı salatayı yiyelim.”

Çocuk: “Ben salata yemek istemiyorum.”

Anne:“Salatanı bitir.Ablan senin gibi mi yapıyor bak?!”

Abla: “Bitti. Salatam bitti”.

Adam, yani baba, sandalyesinden kalkar ve gider kendini apartmanın pencerisenden aşağıya atar. Bir anlığına kendi yaşamından iğrenmiştir.

 

“Peki gerçekten de halkın tüm bu olaylarda hiç bir suçu yok muydu?”

“Yoktu. Döner iyi mi?”

“Döner iyi de, ekmek sert. Salatası da bayat.”

“Oh be, ne hayat!”

ÖYKÜLERİ