|

Konferans kitabımız
çıktı...

| |
ANNAN PLANI VE AB
ÇERÇEVESİNDE CMC KİRTLİLİĞİNE
DERNEĞİMİZİN BAKIŞ AÇISI
İçinde bulunduğumuz zaman dilimi, Kıbrıs Türkü için ciddi
kararların alınacağı bir dönem.
Hiçbir dönemde olmadığı kadar, barışa özlem duyulmaktadır. Bu nedenle
Annan Planı bir
çıkış yolu olarak görülmektedir. Çözümsüzlüğün
çözüm olamayacağı artık kendini bilen herkes tarafından kabul
edilmektedir. Gelinen aşamada, derneğimizin de her ne kadar
siyasetten uzak, her görüşe eşit durma eğiliminin gelinen bu bağlamda görüş
ortaya koyması kaçınılmazdır. Bu nedenle Annan Planı ve Kıbrıs konusu çerçevesinde
Lefke ve çevresi yanında, CMC kirliliğine de bakışımızı ele alan aşağıdaki
yazıyı bilgilerinize sunmak istiyoruz.
Tarih: 11.01.2003
Basın Açıklaması
Yıllarca C.M.C kirliliğinin temizlenmesi, bölge ve ülke insanımıza yaşattığı
olumsuz etkilerinin giderilmesi yolunda yaptığımız tüm çabalar ne yazık
ki bu yolda uğraşan ve emek veren insanımızı günü birlik oyunlarla
aldatma ve Kıbrıs sorununda izlenilen politika gibi "çözümsüzlük
çözümdür" mentalitesinin de bu soruna adapte edildiğini görmekten
ileri gidememiş ve kirlilik dün olduğu gibi bügün de ülkemizin kanayan bir
yarası gibi durmaya devam etmiştir. Uluslararası boyutlardaki bir çevre
felaketinin temizlenmesi yolunda uluslararası hukukta; kirleten temizler gibi
bir yeri de olmasına rağmen ne yazık ki yetkililerimiz bu konudaki
vurdumduymazlıklarını çeşitli vesilelerle göstermişlerdir. Beklerdik ki
yalnız bir sivil toplum örğütü olarak değil, ülke ve devlet olarak da bu
soruna sahip çıkalım. Bizi duymayan veya duyup da her fırsatta oyalama
takdikleri ile zaman kazanmaya çalışan tüm yetkililer yerine, sesimizi daha
kolayca ulaştırabileceğimiz ve çözüm bulabileceğimiz insana ve insanca yaşamaya
olanak tanıyan ciddi muhattaplar bulma yoluna giderken, yıllarca çözümlenmeyen
Kıbrıs sorununda gelinen bu aşamanın, bizim için de bir fırsat olduğu
kanaatindeyiz. Barış yolunda atılacak her türlü adıma, insanca yaşam koşullarına
ulaşmak bizim hedeflediğimiz ve sonunda insana, topluma ve çevreye önem
veren bir plan olduğu için de bu fırsatın kaçırılmaması gerekliliği üzerinde
tüm gücümüzle çalışmak zorunda olduğumuzun bilincindeyiz.
Dedelerimiz, nenelerimiz, analarımız, babalarımız Kıbrıs sorunu ile doğup
Kıbrıs sorunu ile yaşayıp bu dünyadan çözümsüzlüğün getirdiği
sorunlar içinde göçüp gittiler. Biz de bu sorun ile doğduk. Çözümsüzlüğün
getirdiği binbir türlü sorun yanında, sorunlardan bir tanesi olan C.M.C çevre
kirliliğinin temizlenmesi ve insanımıza daha yaşanılabilir ortamların
yaratılması ile uğraşıyor ve yetkilileri de her fırsatta göreve çağırıyoruz.
Ama hep kandırılıyoruz. Çözümsüzlüğün çözüm gibi görüldüğü
mentalitelerin, değil çevre sorunlarına, insanının yaşayabilmesi için
elzem olan sorunlara bile çare bulması düşünülemez. Bu bağlamda sorunlu
bir Kıbrıs ile sorunlu bir çevreyi de birbiriyle bağlantılı görebiliriz.
Kendimizi bildik bileli her sabah ve öğlen vede akşam, sorunlu bir Kıbrıs
ve dünden daha fazla eriyen ve yok olan Kıbrıs Türkleri ile karşı karşıya
kaldığımız olaylar ve bir türlü çözümlenemeyen sorunlar yumağı içinde
yaşayıp duruyoruz. Kıbrıs sorununda gelinen aşamada 12 Aralık 2002 öncesine
kadar bu sorunun çözümleneceği ve yarınlara daha büyük umutlarla gireceğimiz
yönündeki heyecan ve ümidimiz ne yazık ki yerini bir sürede olsa karamsarlık
ve endişeye bıraktı. Ama bu karamsarlık Kıbrıs'ta gerçekten barış ve dünya
ile entegrasyon isteyen kişilerin güller arasındaki dikenleri değil de,
dikenler arasında kalan son gülü görmeleri ile son buldu. Evet, bir gül
daha var. İstesek de istemesek de dikenler arasında bir gül daha "Gel
beni kokla." dercesine bize bakıyor.
Değiştiremeyeceğimiz bir geçmiş geride dururken, şekillendirip sahip
olabileceğimiz bir gelecek bizi bekliyor.
Satrançta daima bir sonraki, hatta ondan sonraki hamleden de sonrasını ne
kadar çok düşünüp tasarlayabilirseniz oyunu kazanma şansınız da o ölçüde
artar.
Yapı ayrı ayrı duranlarla değil, omuz omuza verenlerle kurulur. Toplumsal
birlik içinde ve dış dünyada gelişen, siyasal, ekonomik ve sosyal olayları
da gözardı etmeden, ufku geniş ve perspektif sahibi insanlarlada birlikte çalışarak,
yapmamız gereken dünya ile entegrasyondur. Gelinen bu aşama da göstermiştir
ki insanlarımız, yıllarca ufkunu göremeyen insanlarına değer vermeyen
sorumsuz ve vasıfsız yöneticiler sayesinde çok şeyler yitirmişlerdir.
Onlar, tarih sayfaları içinde, bu topraklardaki vatandaşlarını kendi
menfaatleri için yok olmakla karşı karşıya getiren, ama bir avuç gerçek Kıbrıs
insanı karşısında yok olmaya mahkum edilmiş vasıfsız ve ideallsiz şahıslar
olarak yer almışlardır. Önümüzdeki günlerde de bu konuda aday olanlar
kendilerini tek tek belli ettmeye devam edeceklerdir. Adeta su üzerinde biriken
yağ damlacıkları gibi. Bazıları beyinlerini değil de midelerini ihmal
etselerdi, Kıbrıs Türk Toplumu, bügün çok daha iyi durumlarda olurdu. Dünyadan
bağımsız olarak yaşadığımız bu yılların faturasını bir gün gelip ödeyeceğimiz
düşünülmemiş, hep günü kurtarmakla uğraşılmış. İnsanlarımızı da
bu emellerine alet etmişlerdir. Ama unutulmaması gereken, Kıbrıs da bir dünya
ülkesidir ve özelliği olan müstesna bir yeridir. Kıbrıs, evrenin herhangi
bir yerinde tek başına değildir. Dünya üzerinde yaşadığımız, ona göre
hareket etmemiz gerektiği unutulmamalıdır. Dünya, değişik bir yörüngede
ve hızla ilerliyor. Sratejiler gün ve gün değişiyor. Toplumlar değişikliğe
uğruyor ve dünya üzerindeki kaynaklar günden güne tükeniyor. Dünya
siyasetine ve ekonomisine sahip dış güçler, dünya üzerinde azalan
kaynaklara sahip olabilmek ve halklarını refah içinde yaşatıp daha güçlü
olabilmenin senaryolarını hazırlayıp uygulamaya koymaya çalışıyorlar.
Bizim bu süreçteki yerimiz ise oyuncu olmamız. Eğer, devlet olmanın ve güçlü
olmananın gereklerini yerine getiremiyorsak, ve eğer ki asırlardır bu ada
hep bizim dışımızdaki birileri tarafından yönetilmişse; o zaman Kıbrıslı
olarak düşünmemiz ve yapmamız gereken, Kıbrıs'taki çözüm değil (nasıl
olsa bir çözüm olacak ) Kıbrıslı olarak bundan sonra dış güçlerin
kendi siyasi ve ekonomik geleceklerini, ada üzerindeki menfaatlerini, asgariye
indirecek veya onları bize bağımlı kılacak sorunlu bir Kıbrıs yaratılmasına
fırsat tanımayacak önlemler ve çözümler üzerinde tartışmalıyız.
Bügün sorunsuz bir Kıbrıs istenirken niye yakın geçmişte de sorunlu bir Kıbrıs
yaratılmıştı yarın yine sorunlu bir Kıbrısın kendi hedefleri için yaratılmak
istenmeyeceğini bize kim garanti verebilir.O zaman yarının bügünden daha güzel
ve hep güzel olması için çekiç altında ezilen örs yerine örsü şekillendiren
çekiç olmalıyız.Rüzgar, fırtına da esse dağ yerinde durmalıdır.
Kanımca odur ki, Kıbrıs'ta, bir anlaşma önümüzdeki günlerde şekillenip
imzalanacak Dünya ile entegrasyon Kıbrıs adasının yaşanılabilir bir ada
olması için gereken şartların yanında, yalnızca bir çevreci olarak düşündüğümüzde
bile, bu kirliliğin uluslararası boyutlarda daha çok ses getirmesine ve AB
mevzuatı içinde de yeralan çevre politikalarında temizlenmesine olanak sağlayacaktır.
Çünkü büyük güç Amerika, diğer bir güç olma yolunda ilerleyen Avrupa
Birliği, Türkiye ve Yunanistan'ın ortak menfaatleri sorunsuz ve yaşanılabilir
bir Kıbrıs yaratılması noktasında kesişti. Kozlar, hiçkimse için bitmemiştir.
Ama bana göre en büyük ve son koz hala bizde, Kıbrıs ve Kıbrıs insanında.
Anlamak başka, bilmek başkadır. Bügünden itibaren bilerek anlayalım ve öyle
anlatalım. Çünkü bu anlattıklarımız, bizim dünyada hakettiğimiz
yerimizi almamıza ve Kıbrıs Türk toplumunun geçmişte kaybettiği saygınlığını
kazanmasına ve Türk Ulusu'nun yolunun açılmasına yardımcı olacaktır. Kıbrıs
adası üzerinde menfaat peşinde koşan tüm ülkeler ve Kıbrıs halkı da
unutmamalıdır ki eşitlik, özgürlük ve barış, paylaşmaktan geçer ve
yine unutulmamalıdır ki bütünden kopan parça hem kendini hem de bütünü
öldürür. Bölündükçe eksilir, artılmaz.
Hakan Oran
Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği
Genel Sekreter
|