27 haziran 07

 

Lafta değil özde ÖNCE İNSAN...

 

Bu mektubu niye yayımladım? Bu şikayeti ilgili okulların en üst düzey yetkililerine de aktarabilirdim. Ama şunu gördüm ve öğrendim ki toplumsal boyut kazanmayan sorunlar yetkililer tarafından yeterince ciddiye alınmıyor.

Herkes, özellikle özel okulların yetkilileri, yöneticileri kendilerini doktor hatası nedeniyle gözleri az gören Özer’in anne – babasını yerine koyarak düşünmeyi başarırlarsa duyarlılığımı çok daha iyi anlayacaklardır.

 

 

Bu köşenin duyarlı okurları mutlaka farkındadır.

Benim için insandan daha değerli hiç bir şey yoktur. Lafta değil özde ÖNCE İNSAN...

...Ve çok iyi bilirim ki acılar paylaşıldıkta azalır...

Farklı gelişim gösteren bir çocuğu yetiştirmek için ömrünü adayan anne, babalara, onların yakın aile bireylerine saygım her zaman sonsuzdur. Elimden geldiği kadar kendimi onların yanında tutarım... Kaygılarını, çabalarını yürekten paylaşırım... Yüreğimi hep yanlarında hissetmelerini isterim... Yakından ya da uzaktan bildiğim bu tür gelişmeleri kendimi onların yerine koyarak izlerim...

Onların izin verdikleri oranda yaşadıklarını toplumsal dayanışma ruhumuzu beslesin diye köşeme taşırım.

*            *          *

Yeni eğitim- öğretim yılı için çocuklar yaşlarına göre okul tercihi yapıyor.

Görmede geneldekiler gibi gelişimini yaşayamamış, yaşayamayan çocuklarımız var. Onların da okul sıralarından başlayarak dışlanmadan yetişmesi çok önemli. Fiziki yaranın tedavisi zor değil. Ama psikolojik yaranın tedavisi çok zordur. Bunu  öncelikle okullarda sorumluluk taşıyan herkesin çok iyi bilmesi gerekir.

Yaklaşık bir yıl önce bu tür çocuklarımıza dikkat çekmiştim. O dönemde telefonla muhatap olduğum bir anne geçtiğimiz günlerde yine aradı. Ben iletişimizin detayını unutmuştum. O anımsattı. Anımsatınca da çok iyi anımsadım.

Gözleri çok az gören 5 yaşındaki oğlu Özer’in anaokullu olma aşamasında yaşadıklarını anlattı. Hiç gizlememe gerek yok, dinlerken ağlamamak için kendimi zor tuttum. Telefonu kapatınca da ağladım.

Sonra anne Hanife Babagil yaşadıklarını yazılı olarak aktardı. İşte yazdıkları...  “ Merhaba Hasan Bey,

Öncelikle sizi yazılarınızın tarafsızlığından ve her türden konuya gösterdiğiniz duyarlılıktan dolayı kutlarım, Sizinle her konuştuğumda sizin duyarlılığınızı ve bana yardım etme arzunuzu derinden hissettim bunun için de binlerce teşekkür.

Evet size öve öve bitiremediğimiz, kolejlerin kapanmasıyla rağbete binen özel okulların gerçekte neye ne kadar önem verdiklerini anlatacağım...

Oğlum Özer 5 yaşında.  Kadın doğum uzmanının doğum sırasında yaptığı bir hata yüzünden gözleri çok az gören bir çocuk.

Özer, 3 yıldır SOS anaokuluna gidiyor. Anneme bile emanet etmekten çekindiğim Özer’i 3 yıl önce sadece onlara benim gözetimim olmadan bıraktım. Okul müdürü Rahme Hanım  ve ilk yılki öğretmenleri Canan, Salime ve Gülcan öğretmene, Özer’in durumunu anlattığımda sene ortası olmasına rağmen hiç düşünmeden sınıflarına aldılar, ona diğer çocuklardan farklı olmadığını hissettirdiler.

Özer, okulunu, arkadaşlarını çok seviyor... Onun mutlu olduğu bir yerde olması benim için en önemli şey.

Ama artık Özer’in ana okula gitme yaşı geldi. Biz de eşimle, Özer’in SOS’daki gibi mutlu olacağı, iyi eğitim alacağı bir okul aramaya başladık. SOS’daki arkadaşlarının çoğu özel okullara gideceği için ben de okul bakmaya özel okullardan başladım. Özeri da kendi ihtiyaçlarını rahatça karşılayabilen, yaşıtlarının çok gerisinde olmadığını görmeleri için yanımda götürdüm..

Çok yanıldığımı daha ilk gittiğim özel okulda anladım. Sayın müdür bizi dinlemek yerine ilk önce mazeretler saymaya başladı... Sınıflarının kalabalık olduğunu, Özer’i alamayacaklarını söyledi. Ben ısrar edince kaba bir şekilde bana Özer, gibi çocukları almadıklarını söyledi. Ben Özer’in onlardan, öteki çocuklardan daha fazlasını istemeyeceğini, onun zaten öğretim veren bir hocasının olduğunu anlatmaya çalıştım ama o beni dinlemek yerine başını başka tarafa çevirip iyi günler bile demeden konuyu kapattı.

Özer de yanımdaydı ve ona bir merhaba bile denmedi. Yalnızca yüzünü ekşiterek Özer’e baktı.

 Benim 3 yaşında bir oğlum daha var...  Onu da bu zihniyette bir okulun yanından bile geçirmem...

 Daha sonra öteki iki özel okula da gittim. Onlar da bana Özer’i alamayacaklarını söylediler... En azından onlar daha kibardı....

Özer, bana bu gezdiklerimizden hangi okula gideceğini sordu, ben de ona ilk defa yalan söyledim... Okulları benim beğenmediğimi söyledim. Yol boyunca hep sessizdi.

Daha sonra eve geldik... Babası ilk önce diğer oğlumuza daha sonra da Özer’e günlerinin nasıl geçtiğini sordu. Özer’in cevabı yüreğimi parçaladı. Babasına, “annem beni bir sürü okula götürdü ama hiçbiri beni istemedi” dedi.

Ben de öyle bir şey olmadığını onun bunu nerden çıkardığını sordum.Bana büyük bir ciddiyetle, “senin o adamlarla konuştuklarını dinledim”,  dedi.

Düşünün 5 yaşında, hiçbir şeyi fark ettirmemeye çalıştığınız çocuğunuzun cevabı bu oluyor. Onun istenmediğini hissetmesi benim en son bile kabullenemeyeceğim şey. 

Daha sonra Özer’i Yeni Yüzyıl ana okuluna yazdırdım. Öğretmeni Bahar Hanım da Okul Müdürü de Özer’i okullarında görmekten mutlu olacaklarını söylediler.

Şu an içim çok rahat, Özer’i istendiği, iyi eğitim alacağı, insani değerleri güçlü olan duyarlı öğretmenlere emanet ediyoruz.

Özer’in ve diğer oğlum Tahan’ın insanlara değer veren, insanları seven, yardıma muhtaç kişilere yardım eden, sevgi dolu yetişmesini istiyoruz ve onlara bu değerleri en iyi şekilde verecek SOS ve Yeni Yüzyıl gibi okullarda büyütmek boynumuzun borcudur.”

 

Günün sözü:

 

Taş yarası geçer, dil yarası geçmez